Psikoloğa Gitmeye Nasıl Karar Verilir?

Hayatın içerisinde hepimizin farklı beklentileri ve hayalleri var. Yaşamımızda bir şeyler daha iyi olsun diye çabalıyor veya iyi olduğumuz durumları elde tutmaya çalışıyoruz. Ancak yaşam içerisinde tüm kontrol bizlerde değil. Çevresel faktörlerin yaşamımız üzerindeki etkisi sebebiyle zaman zaman yaşamımızın kontrolünü kaybediyor ve olumsuz durumlara sürüklenebiliyoruz. Buraya kadar her şey “hayatın normal akışı” olarak kabul edilse de, içinde bulunduğumuz durumlardan nasıl daha iyiye ulaşacağımızı bilmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor.

İçinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak; negatif duygularımızı azaltmak için çeşitli savunma mekanizmalarına başvurarak mücadele etmeye çalışıyoruz. Danışanlarımda en sık gördüğüm ve kültürümüzün bir parçası olan “zamana bırakmayı” deneyerek işe koyulduğumuzda, süreç kendini bir kısır döngü haline getirebiliyor. Peki bu kısır döngüden çıkmak için neler yapabiliriz? Bu kötü gidişata nasıl dur diyebiliriz? Nasıl daha iyi olabiliriz? Bir şeyleri daha iyi hale getirmek için nasıl adımlar atmamız gerekir? İşte tüm bunlar belirli aşamalarla ve atılacak doğru adımlarla gerçekleşir.

Psikolojik ve Biyolojik Direnç

Hepimizin başına gelmiştir; diyete başlamaya karar verdiğiniz gün anneniz köfte yapar veya sigarayı bıraktığınız hafta iş yerinde stresli bir hafta yaşanır… Yaşamın içerisinde böyle kritik noktalarda sorunlar ve engeller bir anda baş gösterir. Meşhur Murphy kanunlarından hangimiz muzdarip olmadık ki bugüne kadar? Peki bunlar gerçek birer engel midir yoksa biz değişime direnç gösterdiğimiz için kendimize çeşitli bahaneler mi ararız?

Hayatın içerisinde en gelişmişinden en ilkeline kadar tüm canlı organizmalar değişime ilk başta direnç gösterir. Zaten adaptasyon dediğimiz kavram da direncin hiç olmaması değil, direncin az olması anlamına gelir. Bizler de biyolojik birer varlığız ve bazen insan olmanın kibriyle bunu unutmaya yeltensek de aslında çoğu tepkiyi hala biyolojik açıdan açıklayabiliriz. Yaşamımızda aldığımız her değişim kararı, karşısında mutlaka bir bariyerle karşılaşacaktır. Kötü bir durumda da olsak, sağlığımız tehdit altında olsa bile var olan durumu korumaya çalışan bileşenlerden oluştuğumuz için bu direnci belirli oranlarda normal kabul ederiz ve küçük adımlarla işe başlarız.

“Kaderim Böyle”

Kişisel olarak atılan bu adımlardan biri ya da birkaçı başarısız olduğunda değişim motivasyonunu kaybeder ve “böyle gelmiş böyle gider” yanılgısına kapılabiliriz. Evet, belirli ölçülerde değiştiremeyeceğimiz; üzerinde kontrolümüzün olmadığı koşullardan ve “sabit noktalar” elbette var. Ama sürekli mutsuz bir ruh hali, sürekli yaşanan yetersizlik ve değersizlik duyguları gibi birçok konu çoğunlukla gerçekçi olmayan inançlardır ve değiştirilmesi mümkündür.

Danışanlarımda ve çevremde sıklıkla karşılaştığım direnç türlerinden bir tanesi de var olan durumu korumak için çeşitli kanıtlar ve işaretler toplama çabasıdır. Algıda seçicilik ile kendimize çeşitli bahaneler arayabilir ve diyete başlamamanın sebebi olarak annemizin leziz köftelerini referans gösterebiliriz. “Ben yapacaktım ama …………. oldu, bu yüzden yap(a)madım.” diyebilir ya da tüm bunların göklerden gelen bir işaret olduğuna dair çeşitli inançlar geliştirebiliriz. İşin özü tamamen kendimizi bu durumdan çıkarmak için harcayacağımız efordan kaçırmaktır. Mücadelemizi de bahanelerimizi de kendimiz hazırlarız ve bunları hiç sorgulamadan doğru kabul ederiz.

Sokratik Sorgulama

Bu tarz temel inançlar dogmatiktir ve beynimiz bunları otomatik olarak doğru kabul etme eğilimiyle çalışır. Yorulmak ve her şeyin üzerinden tek tek geçmek istemeyiz. Özellikle günlük yaşamın hızına yetişmeye çalışan bir beynin, bir de bunlar üzerinde durup düşünmeye vakti ve enerjisi kalmaz. Bu yanlış inançları besleyecek gerekli şartlar sağlanırsa geri dönülemez noktalara bizi sürükleniriz ve çoğu zaman iş işten geçmiş olur. Eğer böyle olmasaydı hepimizin diline pelesenk olan “şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” sözünü bilmiyor olurduk.

Değişim ve bunun yarartığı dirençlere karşı farkındalık kazanmak, çoğu zaman atılabilecek en doğru, en etkili ve en basit adımlardan bir tanesidir. Bu farkındalığı sağlamak için kendinize yöneltebileceğiniz “neden böyle düşünüyorum?”, “neden böyle hissediyorum?”, “bu durumu değiştirmek için ne yapabilirim?”, “bunu neden sorun olarak algılıyorum” gibi Sokratik sorgulama ile bazı durumların nedenlerini sorgulamaya başladığımızda elde ettiğimiz ipuçları bizlere çeşitli konularda farkındalık kazandırır. Bu farkındalığa erişen kişiler, sorunlarının ve problemlerinin çözümü için çeşitli kararlar alıp uygulama konusunda harekete geçerler. İşte tüm bu sürecin sonunda da sorununuzun çözümü için bir arayışa girerek eyleme geçmiş olursunuz.

Yaşam hareketi sever ve onu destekler. Kazandığımız farkındalığı harekete ve eyleme dökmeden yolumuza devam etmeye çalışırsak muhtemelen yine yeni bir kısır döngüye kapı açmış oluruz. Buna izin vermemek için psikoloğa gitmeye karar vermeden önce neden gitmeniz veya gitmemeniz gerektiğine dair çeşitli mantıklı yaklaşımlarla kendinizi sorgulayabilirsiniz. Ancak bu durum belirli düzeyde farkındalık ve kendinize dürüst olmayı (içgörü) gerektirir.

Kendimizle Tanışmak

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

-Cahit Sıtkı Tarancı

Hayat koşturmacasında bazı durumlarda kendimizi tanıyamaz hale gelebiliriz. İçgörü dediğimiz kendini tanıma becerimizde düşüşler olabilir. Peki içgörümüz azaldığında ne yapmalıyız? Bunun için çeşitli teknik ve yöntemler ancak psikoterapi süreci ile sağlıklı bir şekilde sağlanabilir. İçgörü konusunda eksikliğiniz olduğunu düşünüyorsanız ve kendinizi tanıyamadığınızı düşünüyorsanız bir uzmana danışmanın vakti gelmiş demektir. Unutmayın, sorunların bir çoğu çözülebilir; çözülemeyenler de artık sizi rahatsız etmez. Temel olarak psikologların ve terapinin amacı sizin sorunları çözmenize kılavuz olmak veya çözülemediği durumda buna uyum sağlamanız için gerekli becerileri size kazandırmaktır.

Psikoloğa gitmeye karar vermek de çoğu zaman gitmenin kendisi kadar rahatlatıcı olabilir. Ancak bu rahalatma geçicidir ve kalıcı bir çözüm sağlamaz. Tıpkı her pazartesi başlanan diyet gibi asla yapılmayacağı bilinen sözde kararlar alarak anlık olarak kendinizi yatıştırıyor olabilirsiniz, ancak kalıcı bir çözüm anlık rahatlamadan çok daha dinamik ve sağlıklıdır.

Şimdinin Gücü

Eyleme geçmek için beklediğimiz kutsal işaretler, oluşmasını beklediğimiz şartlar ve koşullu beklentilerin birer direnç olduğunu fark edebilirsek adım atmak daha da kolay ve mantıklı hale gelecektir. Bu direnç, yaşamın en temel ve doğal yapı taşıdır. Çoğu durumda direnç gösteriyor olmak bile değişim talebinin var olduğuna işaret eder ki bu psikoterapi sürecinin başarıya ulaşmasında ve verimli geçmesinde en büyük etkenlerden bir tanesidir.

Dirençlerimizin bizleri durdurmaması temennisiyle…


İleri Okuma: Sokratik Sorgulama Nedir?

Görsel Kaynak-1