İnsanları Yönetmek: Manipülasyon

Yaşamın Kontrolü

Hayatın kontrolünü ele almak hepimizin en büyük amaçlarından bir tanesi. Başımıza gelen olaylar üzerinde kontrol kurarak çözüme ulaşacağımız inancı çoğumuzda zaman zaman oluşur. Bu düşünceye inandığımız ölçüde git gide daha kontrolcü olmaya başlarız. Bu kontrolcülük bizi ve çevremizdekileri çeşitli şekillerde, genellikle olumsuz bir biçimde etkiler. 

Belki hayatımızın kontrolünü elimizde tutmak çoğu zaman işe yarıyor gibi görünebilir. Ancak bu kontrolcülüğü ne pahasına yaptığımıza gelin birlikte bakalım.

Kontrolcü İnsanlar Nerede Bulunurlar?

İster iş yerinde ister ailenizde isterseniz de sosyal yaşantınızda olsun… Kontrolcü insanlarla mutlaka karşılaşmışsınızdır. Sizi zorlayan, sizi sürekli kontrol etmek için çabalayan ve günün sonunda yetersizlik duygusuyla baş başa bırakan insanlardan bahsediyorum. Kontrolcü insanlar için insanları yönetmek, yaşamı yönetmenin bir yoludur ve bunun için ellerini kirletmekten çekinmezler. Daha fazla satış yapmanızı isteyen patronlar, daha iyi olmanız için çabalayan aile üyeleri veya sizi istemediğiniz durumlara sokan arkadaşlar ya da ilişkiler… Bu durumlar arasında bizi en çok zorlayan şey aslında insanların bizden beklentileri değil bizim o beklentileri “karşılamak zorunda” hissetmemizdir.

Kontroller ve Biz

Öncelikle söylemeliyim ki, kendimizden başka hiç kimsenin beklentilerini karşılamak zorunda değiliz. Bu, yaşamın içerisinde vermeyi çizmeyi unuttuğumuz sınırlardan bir tanesi… Bu sınırı çizemezsek hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olamayız. Ailemizin istediği bölümü okumak, patronumuzun istediği performansı göstermek veya arkadaşımızın / partnerimizin istediği insan olmak… Bunların hiçbirisi olmak zorunda değiliz. Elimizden gelenin en iyisini bir başkası için değil kendimiz için yapmalıyız. Ancak o zaman sağlıklı ve dengeli bir yaşam kurabiliriz. Başkalarının beklentilerine hizmet etmenin yarattığı başarma duygusu yerine istediğimiz kişi olabilmenin yarattığı duygu çoğu zaman kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Elbette bize daha iyi hissettirecek olan şey kendimiz olabilmektir. Sevdiklerimizi mutlu etmenin kötülüğünden bahsetmiyorum elbette… Sadece ve sadece başkalarını mutlu etmek için yaşamak, çoğu zaman yeni problemler doğurur. Psikolojiden bahsedeceğimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da dengeli ve uzlaşmacı bir yaklaşım bizleri daha “iyi” hissettirecektir.

İnsanlar Nasıl Kontrol Edilir?

İnsanları kontrol eden kişilikler nasıl gelişir? Nasıl kontrolcü olabiliriz? Yaşamın kontrolünü nasıl ele alırız? Her şeyi ve herkesi nasıl kontrol ederiz?

Kontrolcü insanlar için, başkalarına iş buyurmak büyük bir lütuftur. Size yaptırdıkları en ufak şeyden haz duyarlar. Hayatlarının ve çevredeki insanları kontrol etmek onlar için birer başarı kriteridir. Başlarına gelen çevresel olaylar üzerindeki kontrolleri ne kadar artarsa kendilerini o kadar güçlü hissederler. Aslında çoğu zaman kontrol ettikleri sanrısına kapılmışlardır ve kendilerini sevdirme konusundaki başarıları dolayısıyla bu durum pek yüzlerine vurulmaz. Onlar da her şeyin ve herkesin kontrolü ellerindeymiş gibi yaşamaya devam ederler. 

Kontrolcü Kültürümüz

Kültürümüzde, özellikle X kuşağı ebeveynlerinde sıklıkla görülen durum buna bir örnektir. Çocuklarının hangi mesleği yapacağı, hangi okullarda okuyacağı veya kimlerle ilişki kuracakları net bir şekilde çizilmiştir. Bu çizgilerin dışına çıkılması onları sinirlendirir. Bu yüzden çoğunlukla çevrelerindeki insanları, kendilerine yalan söylemek zorunda bırakırlar. Aslında bu kadar kontrolcü olmasalar, hayatta bazı şeylerin kendi istediklerinden farklı olacak şekilde kabullenseler bu çatışmalar hiç yaşanmaz. Onlara bunu anlatabilmenin yolu genellikle çatışmalı bir iletişimden geçtiğinden, onları değiştirmek yerine gerçekleri değiştirmek bize daha kolay gelir. Ancak bu uzun vadede sürdürülebilir bir durum değildir ve bizi de aşağı çeker. 

Öz-Kontrol Becerileri

Kontrolcü kişiliklerin temelinde öz-kontrol dediğimiz kendini kontrol etme becerisindeki düşüklük yatar. Kendi duyguları, düşünceleri ve/veya davranışları üzerinde istediği kontrolü sağlayamadıklarında hissettikleri yetersizlik duygusuyla baş etmek için çevrelerini kontrol etme eğilimine girerler. Aslında bu onları kötü birer insan yapmaz. Çoğu zaman bu kararı verdiklerinden habersizlerdir. Düşük özkontrol becerilerindeki eksiklik yetersizlik duygusunu doğurur ve bu da çeşitli otomatik savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Aslında olayın temelinde kendini kabullenme ve özgüven problemleri yatar. Kendini kontrol edemeyen kişilerin, çevrelerini kontrol etme konusundaki istek ve arzuları, çevreleriyle değil kendilerini başarılı hissetmeye duydukları aşırı istekten kaynaklanır.

Özellikle ebeveyn grubunda sıklıkla görülen bu durumun sebeplerinden bir tanesi de mükemmelliyetçiliktir. Bu mükemmellik isteği kişinin üzerinde o kadar büyük bir baskı haline gelir ki, kişi esnekliğini kaybeder ve istediği gibi olmayan en ufak durumda büyük krizler baş gösterir. Bu krizler genellikle kendilerini etkilediğinden daha fazla çocuklarını / eşlerini etkiler. Bu yüzden yaptığım psikoterapilerde genellikle kontrol eden yerine edilmeye çalışılan insanlar karşıma gelir. Bir başka deyişle, sorunun kaynağıyla değil, sonucuyla çalışmak zorunda kalırız. Bu durumda atılacak en doğru adımlardan bir tanesi sorunun kaynağına inmek yerine kişiyi kontrol edildiği noktalar hakkında farkındalık kazandırarak bunlara duyarsızlaştırmak olabilir. Sorunun kaynağını çözmek bazı durumlarda mümkün olmadığında, kaynaktan etkilenen danışanı buna hazırlamak en doğru seçenek olarak biz terapistlerin karşısına çıkar.

Mağdur Kim?

Çevrelerindeki kişilerin taleplerini yerine getirmek üzere kodlanan daha yumuşak başlı ve esnek olan kişiler, bu esnekliğin istismar edildiğini fark ettiklerinde de büyük bir çöküntüyle karşılaşırlar. Özellikle üniversite adayı öğrencilerde gözlemlenen bir durum olarak; kendi istediği bölüm yerine ailesinin beklentilerine yönelik tercih yapmalarını örnekleyebiliriz. Bu tür danışanlarım olduğunda çoğunlukla mantıklı ve uzlaştırıcı birtakım anlaşmalarla orta yolu bulmak, her iki taraf için en doğru seçenektir. Dolayısıyla iletişimin aynalayıcı tarafına sığınarak her iki tarafa da gerçekleri göstermek terapi sürecinin temelini oluşturur.

Ülkemizdeki ebeveynleri de doğrudan suçlu ilan etmek elbette doğru bir yaklaşım olmayacaktır. İşe onların penceresinden bakıldığında çocuklarının geleceği için endişelenmeleri gayet olağan bir durumdur. Burada problemli olan şey, bu kontrolcülüğün sınırlarını kaybetmiş olmalarıdır. Elbette her ebeveyn çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olmasını ister. Yaşamı güzel ve huzurlu geçirmek için çocuklarının yapması gereken davranışları talep etmesi olağan bir durum olarak değerlendirilir. Ancak çocuklarının ayrı bir birey olduğunu kabullenmemek veya iş yaşamlarındaki sorumluluklarını eve taşımak gibi günlük hayatın hataları, uzun bir sürece yayıldığında problematik bir tabloya dönüşür. En doğru ve en etkili olduğunu düşündüğüm yöntemlerden bir tanesi aileyi bir bütün olarak danışma sürecine dahil etmektir.

Kontrolcü Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız?

Her problemin tespitinde olduğu gibi doğru ve dürüst bir şekilde yapılmış sorgulama ile bu soruya yanıt bulmak mümkün. Elinize bir kağıt ve kalem alıp sayfanın ortasından bir çizgi çekin. Bir tarafa kontrolcü olduğunuz konulara veya durumlara kanıtlar bulmaya çalışın. Diğer tarafa da kontrolcü olmadığınız durumları örnekleyin. Eğer hangi tarafta daha kolay ve hızlı kanıt bulabiliyorsanız büyük bir olasılıkla cevabı da almış olacaksınız. 
Başkalarının sizin için bir şey yapması gerekmediğini ve kendiniz için düşündüğünüzden fazlasını yapabileceğinizi fark edebilirsiniz. Başkalarının her zaman sizin için bir şeyler yapması gerekmez. 
 
Başkalarından bir işi nasıl yapmayı istedikleri konusunda fikir alın. Yapılmasını istediğiniz bir iş varsa bunu nasıl yapmayı istediklerini sorarak karşılıklı bir iletişim kurarak hem kontrolcülüğünüzü azaltabilir hem de karşı tarafın da bir kişiliği olduğunu kabullenerek uzlaşmacı bir kişiliğe dönüşmeye başlayabilirsiniz. Bir şeyin nasıl yapılacağı veya nasıl ele alınacağı konusunda fikirlerini sorun. Ardından, onların katkılarıyla, yapılması gerekenleri en iyi kimin, siz veya o veya her ikiniz için gerçekleştirebileceğine karar verin. Çoğu zaman çatışmaların sebebi uzlaşmadan ziyade dayatmacı tutumlardır. Bunu azaltarak karşınızdaki insanları da zorlamayı azaltabilirsiniz.
 

Kontrol Edildiğinizi Nasıl Anlarsınız?

Kontrol edilenler, genellikle duygu, düşünce ve davranışlarını başkalarına göre şekillendirmek zorunda olanlardır. Elbette bunlar üzerinde çevrenin etkisi yadsınamaz. Bunlar belirli oranlarda çevresel faktörlerden etkilenir. Burada problematik olan şey, başkalarının istek ve taleplerinin üzerimizdeki etkisinin kendimizden daha fazla olmasıdır. Bu durumda yapılabilecek şeyler aslında bellidir. Basit düzeyde sınır çizme becerileri kazanmak için hayır diyebilmeyi öğrenmek hem pratik hem de kalıcı bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir tercihtir.
 
İnsanlara duygu ve düşünceleriniz konusunda açık olun. Özellikle bunlar üzerinde etkiye sahip olan kişilerle bunu paylaşmanız önemli bir etkiye sahiptir. “Benden istediğiniz görevi tamamlamakta zorlanıyorum” dediğinizde aslında patronunuzdan veya hocanızdan biraz destek istediğinizi ifade etmiş olursunuz. Bunda hiçbir sakınca yoktur. Asıl sakınca, bu destek talebinizi “yetersizlik” olarak adlandıran kişiler için kendinizi zorlamanız ve üzmenizdir.
 

İşin İçinden Çıkamadığımızda…

 Yapabileceğiniz her şeyi yaptınız ve hala durumda herhangi bir değişiklik olmadı. “Böyle geldi, böyle gider” anlayışına kapılmak yerine çözümü daha etkili ve daha farklı alanlarda aramaya devam etmek faydalı olacaktır. Çevrenizi değiştirmek, kendinizi bu durumdan kurtarmak için iyi bir adım olabilir. Ancak bunun yapılamadığı durumlarda psikoterapiye başvurmak da iyi bir süreç yönetimi için elzemdir. Diğerlerinden destek istemek yetersizlik değil, yaşamın olağan bir sürecidir. Bizim gibi kültürlerde destek istemek zayıflık gösterisi olarak nitelendirilse de, asıl zayıflık hayatta her şeyi tek başımıza yapmaya çalışmaktır.